Selma ERDAL: Dördüncü Kuvvet; Sosyal Medya

Yazarlar RESMİ İLANLAR GÜNDEM GENEL SİYASET AYDIN ÇEVRE ANTİK YERLER Nöbetçi Eczaneler Künye / İletişim Bize Ulaşın RSS Bağlantıları Üyelik Girişi RESMİ İLANLAR GÜNDEM GENEL SİYASET AYDIN ÇEVRE ANTİK YERLER Dördüncü Kuvvet; Sosyal Medya Selma ERDAL 21.02.2026 - 09:30 Yayınlanma 2 Paylaşım Paylaş Linkedin Pinterest Telegram Yazdır Kopyala A - A + Paylaş Linkedin Pinterest Telegram Yazdır Kopyala A - A + Önsöz yerine: Özal'ın 2.5 medya kalacak sözlerinden beri basın "dördüncü kuvvet" olmaktan çıkmıştı ama dijital çağın olumsuzluklarının yanı sıra olumlu yönlerinden biri "sanal agora" olan SOSYAL MEDYA ve bu çağda gerçek dördüncü kuvvet yalnızca SOSYAL MEDYA olmuştur. Dünlerde “dördüncü kuvvet” olarak tanımlanırdı BASIN ya da daha geniş kapsamlı olarak MEDYA ; çünkü o dünlerde ülkeyi yönetenlerin gözünün içine bakıp, “burada dur” diyebilen bir kamusal güçtü.

Selma ERDAL: Dördüncü Kuvvet; Sosyal Medya

Yazarlar RESMİ İLANLAR
GÜNDEM GENEL SİYASET AYDIN ÇEVRE ANTİK YERLER Nöbetçi Eczaneler
Künye / İletişim Bize Ulaşın RSS Bağlantıları Üyelik Girişi RESMİ İLANLAR
GÜNDEM GENEL SİYASET AYDIN ÇEVRE ANTİK YERLER Dördüncü Kuvvet; Sosyal Medya Selma ERDAL 21.02.2026 - 09:30 Yayınlanma 2 Paylaşım Paylaş Linkedin Pinterest Telegram Yazdır Kopyala A - A + Paylaş Linkedin Pinterest Telegram Yazdır Kopyala A - A + Önsöz yerine: Özal'ın 2.5 medya kalacak sözlerinden beri basın "dördüncü kuvvet" olmaktan çıkmıştı ama dijital çağın olumsuzluklarının yanı sıra olumlu yönlerinden biri "sanal agora" olan SOSYAL MEDYA ve bu çağda gerçek dördüncü kuvvet yalnızca SOSYAL MEDYA olmuştur.
Dünlerde “dördüncü kuvvet” olarak tanımlanırdı BASIN ya da daha geniş kapsamlı olarak MEDYA ; çünkü o dünlerde ülkeyi yönetenlerin gözünün içine bakıp, “burada dur” diyebilen bir kamusal güçtü.
Ama sonra bir gün, ki o gün 12 Eylül 1980 işte o günden sonra alt üst oldu var olan düzen...
Var olan kazanımlar yitirilmeğe, yarı da olsa demokratik sayılan ülke anti demokratikleşmeye başladı.
İşte o günlerde bu değişim, dönüşüm sürecini hızlandıran siyasal aktör ki o ilk söz etti "şirket yönetir gibi devlet yönetmek" denen bir düzenden...
Ve bu düzene üzülüp de ses çıkaranlara "alışacaksınız" dedi ardından da elinizde yalnızca “2,5 medya kalacak.” diyerek gerçek amacını dile getirdi.
Bu sözler, yalnızca bir dönemin siyaset-medya-toplum ilişkisini tanımlamakla kalmadı; aynı anda geleceğin anahtarını da verdi: “Medya” denilen şey, çoğulculuğun sahnesi olmaktan çıkarılıp ölçülebilir, yönetilebilir, ehlileştirilebilir bir alana dönüştürülecekti.
Basın, dördüncü kuvvet olmaktan çoktan vazgeçmiş değildi belki; ama dördüncü kuvvet olma savı artık sistemin içinde “hoşgörü-anlayış-özgürlük sınırları” çizilmiş bir güç-süz-lük kalıplarına sıkıştırılmıştı.
Sonra dijital çağ geldi.
Evet dijital çağ belki her şeyi değiştirmeğe, dönüştürmeğe, olumlu ya da olumsuz pek çok sonuçlar ortaya koymaya başladı Kuşkusuz günümüzde televizyon yayınları yapılıyor, gazeteler ve dergiler basılıyor, manşetler güncel olayla ilgili olarak atılıyor.
Ama sürekli denetim, gözetim, baskı altındayken "dünlerin dördüncü kuvveti" medya; gerçek
gündem nerede kuruluyor?
Gerçek baskı nereden doğuyor?
Gerçek öfke, gerçek dayanışma, gerçek “hesap sorma” tutum ve davranışları nerede kendine yol buluyor?
Elbette sosyal medyanın da karanlık bir yüzü var; örneğin algoritmalar, yankı odaları, linç kültürü, dezenformasyon, troll orduları, botlar, manipülasyon, “görünürlük” için yapılan fenomanyakların attığı ahlaki taklalar… Dijital çağ, insanın gerçekle ilişkisini inceltmedi; genellikle kalınlaştırdı, kabalaştırdı.
Ama tam da bu karanlıkların içinde, “eski dünyanın” unuttuğu bir olasılığı geri getirdi: Agora'yı...
İlk çağ demokrasilerinin özgürce düşüncelerini açıklama, söz söyleme alanı olan agorayı geri getirdi ama değişik bir biçimini, sanal olanını, "sanal agora" ortamını sundu kullanıcılarına...
Bilindiği gibi agora, Antik Yunan’da yalnızca bir pazar yeri değildi; “kamusal söz”ün doğduğu alandı.
İnsanlar orada konuşur, tartışır, ikna eder, itiraz ederdi.
Bir başka anlatımla agora, bir mekân olmaktan önce bir siyasal ilişki biçimi olan “yurttaşın söz hakkı.” tanımlardı; Bugün o alan yok; ama ilişki biçimi geri döndü, hem de beklenmedik bir yerden: dijital ekranların, dijital yansıların içinden söz söylemek isteyenlerle yeniden buluştu agora, ama sanal ortamda, sanal agora tadında...
Örneğin bir yurttaşın, bir mağdurun, bir tanığın, bir “adı bile anılmayan”ın, bir taşra sesinin, bir kadın çığlığının, bir gencin başkaldırısının, en önemlisi de siyasetçilerinin yanlış uygulamalarına karşı duruşun dijital alanı, sanal agorası oldu.
Çünkü dördüncü kuvvet dediğiniz şey, yalnızca haber vermek değildir.
Dördüncü kuvvet; demokratik haklar içinde siyasal iktidarın eylem ve söylemlerine tepki verebilmek, ortaya çıkan yanlışları eleştirmek, tepkisiz toplum isteyenler karşısında sessizliği bozmak, korku duvarlarını yıkmak ve en önemlisi de kamuoyu denen oluşumu yaşatmaktır.
Günümüzde kamuoyu, televizyon editörlerinin "koltuklarını koruma kaygıları eşliğinde" yayın odalarında üretilmiyor; sanal ortamda timeline’da oluşuyor.

Sources

Loading...